İnceleme: Mister Miracle #10

Geçtiğimiz sayıda Darkseid’ın çiftimizin oğlu Jacop’ı savaşın sona ermesi karşılığında istediğini okumuştuk. Bu sayıda ise bunun ikilinin üzerinde yarattığı etkilere odaklanıyoruz. Bu etki aynı zamanda eski problemleri de yeniden su üstüne çıkarıyor.

Hiç beklemiyordum. Şu sıralar aldığım en iyi sürpriz. Scott, Ted ve Michael! Çok özlemişim. Böyle mutluluktan tüylerim diken diken oldu, içim yumuşadı resmen. Scott’ın üzerindeki yük, Ted ile Michael’a da yansımış durumda. Belki Michael’a biraz daha az.

RCO006_w (2).jpg

Hatırlarsanız, ilk inceleme yazısında Scott’ın normal karakteristik yapısından daha fazla depresif bir halde olduğundan bahsetmiştim. Bu sayıda da dışarıya mümkün olduğu kadar az sıkıntılarını gösteren ama iç dünyasında bu yükü kaldıramayan bir adam var. Highfather oldu, baba oldu, Barda huzurlu ve evde çorba kaynıyor. Yani, mutlu aile tablosu bir adım uzakta ama olanlara bak. Salın artık şu adamı.

RCO008 (2).jpg

Sayı boyunca Barda’nın gergin ruh halinin yansımalarını gördük. Bunun klasik karakter yapısının bir parçası olduğunu zaten biliyoruz fakat işin farklı yanı, Scott’ın saçma bir şekilde bebeği Darkseid’a verme teklifine karşılık ortaya çıkıyor. Barda orada değil Scott’ı kendisinden kaçmaya çalışmak ile itham etmek, temiz bir dayak atması gerekirdi. Ne demek lan çocuğu verelim? Serinin başından bu yana destekleyici ve pozitif bir şekilde Scott’a yaklaşan Barda’yı uzun zaman sonra ilk kez bu kadar duygusal bir halde gördük.

Serinin başından bu yana Scott’a giydirilen tişörtler ‘benim de olmalı’ dedirtti açıkçası. Bu sayıda, Tom King’in yazarlığını yaptığı Sheriff of Babylon serisinden tutun, önümüzdeki sonbahar çizgi roman sayfalarına nihayet geri dönüş yapacak olan Shazam tişörtüne kadar birçok mükemmel tasarım gördük. Tom King’in sayıya iliştirdiği tek gönderme bunlar değil. Sayfa arasına sıkıştırılmış bir Galactus da görüyoruz. Bu arada, başından bu yana salonda asılı duran Jack Kirby’nin Mister Miracle’ını da unutmamak gerek.

Scott Free and Superhero t-shirts.jpg

Sayı, Barda ile Scott’ın ani yakınlaşmalarından bir başkası ile sona eriyor.

İNCELEME

Her ne kadar Darkseid’ı görmek istesem de Jacop üzerinden ikili arasındaki ilişkiye odaklanılması iyi bir tercih olmuş. Önümüzdeki sayı daha güçlü bir çift göreceğimize şüphe yok. Michael, Ted ve Scott’ı yeniden bir arada görmeyi hiç beklemiyordum. Tüyler diken, gözler yaşlı. Teşekkürler Tom King. Batman’e yapılan göndermeler ise uzadıkça daha komik bir hale getiriyor durumu. Son yaklaşıyor, önümüzdeki sayı Tom King duygu ile aksiyon unsurlarını iyi yedirip, bizlere tatmin edici bir final öncesi sayısı vermeli.

Mister Miracle #11 12 Eylül’de yayınlanacak.

CADDE NOTU: 7,5/10

Geçtiğimiz ay aramızdan ayrılan efsane çizer Steve Ditko‘nun anısına hazırlanan görsel. Çizgi roman emekçileri kalbimizde.

RCO026.jpg

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

2018 Temmuz: Çizgi Roman Satış Rakamları!

Sıra  Çizgi Roman  Sayı  Satılan Miktar 
1  Batman  50  440,819 
2  Amazing Spider-Man  1  289,102 
3  Captain America  1  167,414 
4  Doomsday Clock  6  135,155 
5  Superman  1  133,703 
6  Catwoman  1  121,056 
7  Amazing Spider-Man  2  113,944 
8  Batman  51  111,549 
9  X-23  1  93,880 
10  Cosmic Ghost Rider  1  92,327 
11  Justice League  3  80,669 
12  Action Comics  1001  79,327 
13  Justice League  4  77,023 
14  Life of Captain Marvel  1  74,298 
15  Mr. and Mrs. X  1  71,396 
16  Teen Titans  20  67,978 
17  Walking Dead  181  67,681 
18  Infinity Wars Prime  1  67,175 
19  Avengers  4  61,897 
20  Star Wars   50 61,832 

İnceleme: Fantastic Four #1

Uzun zamandır beklediğimiz an geldi. Fantastic Four tam 3 yıl sonra geri döndü. Bu üç yılda ekibimizin başına neler geldiğini hala bilmiyorsanız ya da bir de bizim yorumumuzla okumak istiyorsanız Marvel’in ilk ailesine olan özlemimizi paylaşmak istiyorsanız sizleri buraya alalım çünkü an itibariyle Dan Slott ile Sara Picelli’nin ortaklığında gelen Fantastic Four #1 karşımızda ve incelemek için can atıyorum.

Fantastic Four #1 Yoksa Two-In-One 9 Mı Demeliydik ?

Two-In-One 8’in ardından aklımızda bazı sorular vardı. Fantastic Four sayısı bu kadar yaklaşmışken neden Johnny ve Ben, Reed, Susan ve çocukları bulamamış, hatta neredeyse pes etmişlerdi? Ben Fantastic Four 1’in finali yapacağını düşünürken hiçbir şey beklediğim gibi gelişmedi. Sayı da ton itibariyle Two-In-One’ın finali gibiydi aslında. Hem de ne final.

RCO005 (1).jpg

Fantastic Four mitini muhteşem özetleyen bir panelle açıldı seri.

RCO008 (1)RCO011 (1)

Two-In-One’da gerçekleşen uzun yolculuğun ardından Ben, dostlarının ölümünü kabullenmiş bir halde. Diğer yandan Johnny ise içindeki umudu sürdürmekte. Wyatt ile gittiği bir beyzbol maçında gördüğü ikonik Fantastic Four fişeği Johnny için ailesine kavuşmasını müjdelerken Ben, bu fişeğin bir aldatmaca olduğuna inanmaktadır. Alicia ise her zaman olduğu gibi içindeki umut ve hayat enerjisiyle Ben’e destek olmaktadır. Yeni kedicikleri ile Ben ve Alicia aile olmaya ilk kez bu kadar yakın bir durumda.

RCO012 (1).jpg

Johnny fişeğe yaklaşırken bizim de pır pır eden içimiz fişeğin çocukların saçma oyunlarının bir parçası olduğunu anlamamızla yerini sessizliğe bıraktı. X-Men Gold ve Batman’den sonra bir kez daha ters köşe kurbanı olduk. 3 yıllık büyük bekleyiş sayıyı okumaya devam ederken sessizliğe gömüldü.

Dan Slott bize Wyatt ve Jessica başta olmak üzere Fantastic Four serisinde doğmuş veya büyümüş pek çok karakteri tutarak Marvel evreninin ilk ailesine olan derin özlemi ve yasını sayı boyunca derinden hissettiriyor. Diğer taraftan Ben ile bizi Fantastic Four mitinde kısa bir öyküye götürüyor. Slott daha önce Thing ve She Hulk ile başarılı seriler ortaya koyduğundan Fantastic Four ile yapabileceklerinin oldukça farkında. Sayı boyunca 3 yıldır adeta unutturulmaya çalışılan bu kökenin tüm büyüsünü teker teker hatırlatıyor deneyimli yazar.

RCO016.jpg

Anılara dalan Ben, dostlarının kaybını tam anlamıyla kabullenerek yeni bir maceraya atılmaya karar veriyor.

RCO024.jpg

Ben ve Alicia, tüm Fantastic Four tarihinin tam ortasında birbirlerine duyularının çok daha ötesinde dokunabilen güzel çiftimiz. Artık yeni bir maceraya kedi yavrularıyla atılıyor: Ben Grimm ve Alicia Masters evleniyor! Kendimizi zamanı çoktan gelmişti derken buluyoruz.

Hikayenin devamında Ben’in kabullenmişliği ve Johnny’nin kabullenmemek için verdiği savaş içimizi sızlatırken Johnny, Ben’in nikah şahitliği teklifini geri çeviriyor. ”Nikah şahidi Reed olmalı.”

RCO027RCO028 (1)RCO029 (1)

Fantastic Four serisi başladı ancak biz sayı boyunca Fantastic Four’u, Reed, Susan ve çocukları, aileyi kaybetmenin yasını tutuyoruz Ben ve Johnny ile birlikte. Hasreti bitirmenin vakti geldi de geçmiyor mu sevgili Marvel?

RCO030_w.jpg

Evrenin en zeki adamının pes etmeye niyetli olduğunu kim söyledi? Eve dönme zamanı çoktan geldi.

RCO032_w.jpg

Ve Gözyaşları Dökülür

Sayını içerisinde diğer bulunan iki hikayede Doom’un Latveria’ya ve kimliğine dönüşüne görkemli bir şekilde tanık olurken ikinci hikaye ise bize tek panellik Dan Slott’un esprili bir dil ile ‘Fantastic Four’u bu sayıda geri döndürmedim, gelecek sayıyı bekleyin’ mesajını veriyordu.

Kadro Nasıl?

Dan Slott’tan yazı içinde oldukça bahsettim. Yıllarca The Amazing Spider-Man yazdı kendisi. Şu sıralar Iron Man ile haşır neşir fakat kendisini formsuz ve yanlış kararlar alırken görüyordum son zamanlarda. Seri için beklentimi buna göre ayarlıyordum ancak Dan Slott bize saf bir Fantastic Four yazacağının işaretlerini verdi sayı boyunca.

Sara Picelli ise zaten kendini kanıtlamış, Marvel’in başarılı çizer kadrosunun en yetenekli çizerlerinden biriydi. Kendisi bu sayıda Slott’un aktarmak istediği tüm duyguları çizimleriyle öyle güzel sunuyor ki okuyucuya, sadece çizimler için sonraki sayının çıkması için can atıyorsunuz.

 Franklin ve Valeria’yı sayı boyunca tek bir panelde bile görememek oldukça üzücüydü. Umarım Dan Slott’un çocuklar için güzel planları vardır. Diğer yandan Fantastic Four’un tüm evrendeki etkilerini detaylıca görmek isterdim.

Marvel’in ikonik ”World’s Greatest Comic Magazine!” başlığı geri döndü! Aslında bakarsanız, bugün Marvel geri dönüşünü tamamladı. 

Son olarak Esad Ribic’in kapakları Sara Picelli’nin çizimleriyle olukça uyumsuz ve yayınlanan ilk üç kapağı seriye yakıştıramadığımı söylemek zorundayım.

CADDE NOTU: 8,5/10

 

 

İnceleme: The Flash Rebirth!

Herkesi çizgi romanları okumaya iten bir karakter vardır. Belki bir çizgi film, belki bir film veya dizi. Ancak bu karakteri belirledikten sonra çizgi romanlara nereden başlayacağımız büyük bir baş ağrısıdır. DC ve Marvel bu durumu bildiklerinden yeni okurlar için dönemsel olarak “başlama noktaları” oluşturmaktadırlar. 2016 yılında başlatılan DC: Rebirth döneminin en önemli amaçlarından birisi de yeni okurlara kapı açmak. Ancak Rebirth’ün daha önce yapılmış olan New 52’dan en önemli farkı, yeni ve eskiyi harmanlayabilmek ve yeni okurları karşılarken eski okurlardan da vazgeçmemek. Eğer Flash okumak istiyorsanız ama nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, Joshua Williamson’ın yazdığı The Flash: Rebirth serisi sizlik.

68.jpg

Öncelikle bilinmesi gereken bir nokta var, bütün Rebirth serileri Geoff Johns tarafından yazılmış olan DC Universe: Rebirth kitabından yola çıkmakta. Bu kitapta ana karakter olan Wally West, Flash serisinin en önemli isimlerinden biri olduğundan, onu tanımanız açısından okumanız çok faydalı olacaktır. Ancak Flash: Rebirth serisinin ilk cildinde bu kısma kısaca değinildiği için çokta kaybolmazsınız.

Şimdi, çok vakit kaybetmeden serinin şu ana kadar yayınlanmış olan ciltlerini incelemeye geçelim! İçeceklerinizi alın.

İnceleme: The Flash Rebirth! yazısının devamı

İnceleme: Doomsday Clock #6

Marionette ve Mime. Hikayeye çok iyi hizmet eden, kilit bir rol oynayan ve benim bugüne kadar okuduğum en gerekli iki karakter (!)

Şaka bir yana, yine bir dramatik köken hikayesi ile karşı karşıyayız. Serinin bir orijin hikayesine dönüşünü bir kenara bırakırsak, klişeler ile dolu bir anlatım olmasına rağmen ikilinin psikolojik sarsıntılar üzerinden birbirlerine yaklaşımı etkileyici.

Yaşananlara hem endişeli hem de her zaman oldukları gibi kurnazlık dolu bir ifadeyle Riddler, Captain Cold,  Court of Owls üyeleri, Dr. Sivana gibi birçok karakterin açısından bakıyoruz. Kahramanlara olan bu öfkeden onlar da paylarını almış durumdalar.

Yan hikayelerin, aşırı yavaş bir şekilde ana temaya dahil olmaya başlandığından bahsetmiştim geçtiğimiz yazılarda. Bu sayıda bir birleşme daha görüyoruz. Kimyalarına uygun bir şekilde ego çatışmaları yaşayan ‘kötülerin’ toplantısını Comedian, Marionette ile Mime’i yakalamak amacıyla basıyor ve aksiyon ihtiyacım az da olsa karşılanıyor.

tumblr_pc78t7Jh1u1vdvbzbo3_1280.jpg

Gary Frank abimin geçmiş ile durum arasındaki anlatımı beni mest etti. Geçmiş ile kurduğu benzerlikler hikayenin içerisine girmeyi çok keyifli bir hale getiriyor. Marionette’nin trajik hikayesi, bu seride dönüştüğü kişinin nedenlerini fazlasıyla veriyor. Serinin en etkileyici hikaye anlatımı bile diyebilirim. Etkileyici drama, aksiyon ve karakter gelişimi. Aradığınız her şey, ikilinin hikayesinde mevcut.

RCO021 (2).jpg

İkili bütün sıkıntılarını bir kenara bırakıp, saçma bir durum içerisinde yakınlaştığı sırada Comedian çıkageliyor fakat Joker tarafından etkisiz hale getiriliyor serinin başından bu yana Alan Moore’un eserine saygısız bir şekilde yoluna devam ettirilen Edward Blake.

Sayı ise, ‘Comedian’ın Dr. Manhattan’ın nerede olduğunu bilebileceğini düşünüyorum’  sözleriyle tamamlanıyor.

”Gerçekten gülmek için, acını sahiplenmeli ve onunla oynayabilmelisin.” – Charlie Chaplin

İNCELEME

‘Yine bir köken hikayesini geride bıraktık’ cümlesini kaçıncı kez kullanıyorum bilmiyorum ama ikilinin, özellikle Erika Manson’ın (Marionette) trajedisi gerçekten etkileyici panellere sahipti. Ama bu durumun ana hikayeye olan katkısı neredeyse yok. İlk üç sayı, bu karakterleri daha fazla merkezine alan bir temaya sahipti. O dönem bu karakterlerin kökeninin anlatılması hikaye adına çok daha uygun olurdu. İşi yine yarıda kesilen Comedian, Joker’in eline düşen Batman, Superman Teorisi, Superman’in kendisi, kayıp Lantern, Dr. Manhattan ve daha birçok cevaplanması gereken soru yine havada kaldı. En önemlisi ise, hikaye vermesi gereken etkiyi bazı paneller dışında henüz bana veremedi.

Doomsday Clock #7 26 Eylül’de yayınlanacak.

CADDE NOTU: 7/10

 

 

 

İnceleme: Adventures of Super Sons #1

Çocuklar Şehre Geri Döndü!

Bu hafta yayınlanan sayılar içerisine bizi oldukça heyecanlandıran yepyeni bir seri vardı. Adventures of Super Sons.

Brian Michael Bendis’in Superman grubunu devralması sonucu aniden iptal edilen seriler içinde beni en çok üzen elbette Jon ve Damian’ın harika serisi Super Sons olmuştu. Super Sons’ı hala okumadıysanız ve Superman ile Batman’in oğullarının macerasını merak ediyorsanız, sizi buraya alalım.

Super Sons iptal edildiğinden beri Tomasi ve Jimenez, DC’nin bu çocuklar ile ilgili planları olduğunu sıklıkla yineliyorlardı. Oldukça kısa bir sürenin ardından Tomasi’nin yazacağı yepyeni bir Super Sons serisi duyuruldu: Adventures of the Super Sons.

RCO003

RCO001

Geçtiğimiz gün yayınlanan Adventures of Super Sons’ın ilk sayısını incelemeye başlamadan önce cevaplamamız gereken bir soru var.

Man of Steel’in sonunda Jor-El, Jon ve Lois’i dünyadan götürmüştü. Öyleyse bu seri hangi zaman diliminde geçiyordu?

Yazıda detaylıca belirtildiği gibi sayı Super Sons’ın sonu ile Superman Special arasında geçiyor. Yani hala Peter J. Tomasi’ın Superman dönemindeyiz.

Sayıda bizi Jon karşılıyor. Bendis’in adeta köşeye ittiği biricik Superboy’umuzu uzaya uğurlayalı kısa bir zaman olmuşken ve yokluğuna halen alışamamışken kendisini gördüğümüz tek bir panel bile içimizi ısıtmak için oldukça yeterli oldu. Yeniden hatırladım ki Tomasi, Jon’u DC evrenine çok güzel bir şekilde adapte etmişti ve artık yokluğu evrende büyük bir boşluk yaratıyordu.

Jon’un babasına bakış açısını kısa ama oldukça öz özetleyen bir panel. Tomasi’nin kendine has dokunuşu.

Sayıda bir Super Sons sayısında bekleyebileceğimiz, aynı zamanda Action Comics #1000’den beri özlediğiniz her şey bolca var. Jon ve Damian ikilisi hala aynı şekilde birbirlerine sevimli bir şekilde sataşıyor ki bu, seriyi The Terrifics ile birlikte DC’nin en komik serisi yapan unsur.

Sayı, Jon ve Damian’ın sıradan bir macerasını konu alarak başlıyor. Özellikle Teen Titans gibi başlıklarda bu tarz bir giriş her zaman işler. Sayıda da bu geçerli, Jon ve Damian’ın maceralarını okumak her zaman olduğu gibi neşe verici.

Süper kahramanların en büyük düşmanı bazen ev ödevleri olabiliyor. Özellikle Teen Titans hikayelerinde alıştığımız bu durumu tekrar görmek oldukça güzel. Bu arada Damian, zaten doktora yapmış fakat annesi profesörü öldürdüğü için diploması olmayan bir öğrenci olduğundan onun için okul Jon’un eğitim hayatına göre oldukça sıradışı. Ama bu artık önemli değil çünkü Super Sons için yaz biraz geç kalmış olsa da sonunda geldi.

RCO012.jpg

Sayı, bize neleri sevdiğimizi ve özlediğimizi hatırlattığı gibi sonraki hikayeyi ve düşmanları da kısaca tanıtıyor.

DC evreninin en ikonik kötüleri, DC evreninin en ikonik kahramanlarının mirasını devralan Superman’in oğlu Jonathan Kent ve Batman’in oğlu Damian Wayne’e karşı fakat bir sorun var, düşmanlarımız düşündüğünüz gibi değiller. Onlar uzaydan geliyorlar ve…

RCO020.jpg

ONLAR DA ÇOCUK!

Bizim çocukların babalarının mirasını almaya hazırlanmışken, Tomasi ve Barberi de bizimle aynı şeyi düşünmüş olacak ki bize Action Comics’in ikonik kapağına saygı duruşu olan bu güzel paneli hediye ettiler.

Carlo Barberi’den bahsetmişken, Jorge Jimenez sonrası onun yerini alıp alamayacağı bizim için soru işaretiydi. Ancak hem Super Sons #16’da hem de bu sayıda bize seriye ne kadar yakıştığını gösterdi!

RCO017.jpg

Summer of Super!’e hazır mısınız?

CADDE NOTU: 8/10

CIA’den Eisner’a: Tom King!

Image Comics karşısında, her geçen yıl güç kaybeden ana akım çizgi roman piyasası bir süredir Eisner Ödülleri’nde oldukça sessizdi. Marvel 2000’lerin sonuna sokak seviyesi kahramanları ile damga vurmuştu ancak bu durum Image Comics’in yükselişine engel olamadı. Markanın son ödülü ise 2016 yılında Jason Aaron’a gelmişti.

DC Comics’te ise durum daha vahimdi. 90’lara damga vuran şirket için yazarlık ödülleri Sandman ve Vertigo markalarına bağlı hale gelmişti. 2009 yılında Bill Willingham’ın Fables, House of Mystery ile kazandığı ‘Yılın Yazarı’ ödülüyle DC Comics, uzun süre bir sessizliğe daldı. Ta ki geçtiğimiz San Diego Comic Con’da düzenlenen Eisner Ödülleri’ne kadar.

Eisner Ödülleri, bu yıl bazı sürprizler barındırdı. Bunlardan biri ‘Yılın Yazarı Ödülü’nün Tom King ve Marjorie Liu ikilisi arasında paylaşılmasıydı. Ödülü kazanan ilk kadın yazar olan Liu, eseri Monstress ile neredeyse aday olduğu her ödülü kazandı aynı zamanda. King ise yazdığı eserlerin tamamı, ana akım DC Comics’e ait olmasıyla 1989 yılında The Killing Joke ile ödüle ulaşan Alan Moore’dan sonra bir ilki başardı. Peki güzide yazarımız, CIA İstihbarat Yazarlığı’ndan ayrıldıktan sonra geç yaşta atıldığı yazarlık kariyerinde bu büyük sıçramayı nasıl başardı?

A Once Crowded Sky (2012) grafik romanı ile yazarlık kariyerine başlayan King, bu romanla bilim kurgu ve süper kahraman piyasasına nasıl bir soluk getireceğinin ipuçlarını bize sundu. Pek çok ödül kazandığı bu romanın ardından daha önce temaslarının bulunduğu ana akım çizgi roman piyasasına ilk adımını attı.

Grayson serisi için yazarlık masasına oturan King’e seri boyunca Tim Seeley eşlik etti. Batman’den hatırlayacağınız Mikel Janin ile de ilk kez Grayson’da tanıştı. Dick Grayson’ın kahraman kimliğini (Nightwing) bırakarak Ajan 37 ismiyle gizli ajanlık yaptığı seri boyunca yazar, CIA’den gelen tecrübelerini etkileyici bir şekilde yansıttı ve Dick Grayson’a yeni bir soluk getirdi. Aynı zamanda dönemin hikayelerinden ‘Robin War’ın baş yazarıydı King.

91j86NBfSBL.jpg

Bir yıl sonra Omega Men klasik serisi karşımıza Tom King yazarlığında yepyeni bir bakış açısı ile DC You döneminde duyuruldu. Kyle Rayner’ın White Lantern’a dönüşümü sonrası DC evreninin daha önce hiç görmediğimiz diyarlarında geçirdiği macerayı ele alan Omega Men, dönemin kendine has ve etkileyici serilerinden biri olsa da DC Comics’in New 52 ile içinde bulunduğu şartlar ve çizer ekibinin vasat bir iş ortaya koyması nedeniyle değer görmedi.

Omega_Men_Vol_3_12_Textless.jpg

SDCC 2015’te Vertigo yeni bir seri duyurdu. The Sheriff of Baghdad olarak duyurulan serinin kadrosu bu yıl Mister Miracle ile bireysel ödüllerini kazanan harika ikili Tom King ve Mitch Gerads’a emanet edildi. King’in CIA ile geçirdiği Irak tecrübesini aynen yansıttığı mini bir seriydi ve King’in çizgi roman piyasasında yükselişinin önünü açtı. Serinin yayınlanmadan önce ismi değişti ve The Sheriff of Babylon olarak yayınlandı.

The Vision: Marvel’ın Son Büyük Olayı

tumblr_oqwcmdmXBx1qbqzw9o3_r1_1280.jpg

All-New, All-Different etiketiyle okuyucularını elinde tutmayı amaçlayan Marvel’ın Avengers’ın arka planda kalan elemanlarından Vision’a kendi serisini vermesi bile oldukça şaşkınlığa uğratan bir durum iken serinin yazarı DC’de farklı mini serilerde rüştünü kanıtlayan Tom King olarak açıklanmıştı. Vision’ı tamamiyle bir aile hikayesi olarak kurgulayan King, bu robot aileyi diyaloglarıyla yeri geldiğinde beklenmeyecek şekilde duygusal bir şekilde işledi. Vision ile ailesinin oldukça derin hikayesi ve Gabriel Hernández Walta’nın kusursuz sanatıyla seri, 2017 yılında Eisner Ödülleri’nde ‘En İyi Kısa Seri’ ödülünü kazandı.

Bu süreç içerisinde DC ile çalışmayı sürdüren King, Darkseid War hikayesine yazdığı “Will You Be My God?” isimli Green Lantern tek atışlık sayısıyla Lantern külliyatının en iyi sevilen hikayelerinden birini yazdı.

DC Rebirth ve King’in Batman Macerasının Başlangıcı!

Rebirth’ün ayak sesleri 2016 yılı boyunca kulağımızda oldukça yankılandı. Wondercon duyurusunda sahneye Geoff Johns’un ardından ilk olarak Tom King, ‘yeni Batman yazarı’ sıfatıyla geldi. Scott Snyder’ın beğenilen döneminin ardından, bu dev başlığı King üstlenecekti. King’in ilk uzun serisi, kısa serileri kadar büyüleyici olabilecek miydi?

tumblr_ori87q2GP01stbkjno1_1280.jpg

Tom King’in Rebirth macerası okurlarla arası çok sıcak olmadan başladı. ‘I am Gotham’ oldukça derin bir hikayeydi ancak Batman’e bakış açısı farklıydı. Okuyucuların Batman okurken beklediklerine karşılık vermiyordu. En azından, ön yargılar bu şekildeydi. Tom King ise seri boyunca çizgisini bozmadı. Batman ve Gotham’a daha önce bakılmamış bir perspektifle baktı. Batman’i duyguları olan bir insan olarak yansıttı. Batman seri boyunca ”Bunca yolun sonunda mutlu olabilir miyim?” diye sordu kendine. Batman’in mutlu olma çabası zaten okurları ikiye bölen ana olay oldu. Okuduğumuz her hikayenin sonunda yılların katılaştırdığı o adamın farklı bir yönünü gördük. Mentör olarak, baba olarak, şehrinin koruyucusu olarak ve aşık bir adam olarak izledik. En azından olma çabasını. Tom King’in amacı hikayelerinde hep aynıydı. Kısa veya uzun seriler fark etmeksizin karakterlere görülmemiş bir perspektifle yaklaşmak. Tüm zamanların en bilinen kahramanına bile bu bakışı aynen uyguladı, başarılı da oldu.

Eleştirmenlerden geçer notu alan seri, okuyucu kitlesini ise ikiye böldü. Kimi Batman’in kökenine ihanet edildiğini düşünürken kimi ise Batman’in özünün hakkının verildiğini düşünüyordu.

2016 Eisner Ödülleri’nde King, sadece The Vision ile ödülün sahibi olmadı. Batman Annual 1 ”En İyi Tek Atışlık Hikaye” ödülünü ve aynı zamanda King, ilk kez düzenlenen Ringo Çizgi Roman Ödülleri’nde ”Yılın Yazarı” ödülünü de evine götürmeyi başarmıştı.

2017-2018: Tom King Yılı

177.jpg

Jack Kirby’nin New Gods’ını elbet duymuşsunuzdur. Kimilerine göre çizgi roman efsane yazar/çizerin en büyük armağanı. Eğer New Gods’a dair ufacık bir bilginiz varsa, Mister Miracle’ı tanıyacaksınızdır. DC evreninin en özel karakterlerinden biri olan Scott Free’nin uzun zaman sonra kendi serisine kavuşması ve belki de Kirby döneminden bu yana ilk kez gerçek anlamda yansıtılacağına dair güvenimize neden olan bir şey vardı; kıyıda köşede kalan karakterlere yazdığı hikayelerle sektörde bulunduğu yeri edinen Tom King. 9. sayısı bu ay yayınlanan serinin bitmesine 3 sayı kalmışken şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki modern zamanların en iyi çizgi romanlarından biri ile karşı karşıyayız. Mitch Gerads’ın kusursuz çizimleri ile King’in bu hikayeyi anlatma yöntemi karakterler ile öyle bir uyuma sahip ki daha önce adlarını hiç duymamış olsanız bile sizi etkiliyor, güldürüyor en sonunda ise büyük bir etki bırakıyor. Kirby’e saygı duruşu yapmayı da ihmal etmiyor. Mitch Gerads ise seriyle 2018 Eisner Ödülleri’nde ”Yılın Çizeri” ödülünün sahibi oldu.

Peki Mister Miracle, 2017-2018 yılını Tom King olarak nitelendirmemizin tek nedeni mi? Tabii ki de hayır ancak aslan payı dünyanın en büyük kaçış sanatçısının serisine ait elbette.

Tom King, Bu Sene Hangi Çizgi Romanları Yazdı?

Başta yılın en güzel tek atışlık hikayelerinden biri olan Batman Annual 2’yi yazdı. Sayının ”Some Of These Days” şarkısıyla olan müthiş uyumu sayıyı çok üst bir seviyeye çıkarıyor. Annual 2 Ringo Ödülleri’nde ‘Tek Atışlık Sayı’ adaylığı kazandı.

151.jpg

Swamp Thing’in yaratıcısı Len Wein’in üzerinde çalıştığı ancak kendisinin vefat etmesi sonrası yazısız yayınlanan Swamp Thing Winter Special’a Jason Fabok’un çizimleriyle mini bir hikaye yazdı.

183.jpg

DC Comics ile Hanna Barbara’nın birleşmelerinden bir tanesi olan Batman/Elmer Fudd özel sayısını yazdı. Sayı Eisner ve Ringo adaylıkları kazandı.

tumblr_orrg51L9zB1qzkltpo1_1280.jpg

Action Comics’in 1000. sayısı için sevilen bir mini hikaye yazdı.

tumblr_p58j05pxYi1ub18gfo4_r1_1280.jpg

Yazarın Sonraki Projesi

Heroes-In-Crisis-Cv1-mockup-720x1107.jpg

Heroes In Crisis önümüzdeki günlerde yayınlanacak ve biz, hem heyecanlı hem de endişeliyiz. Süper kahramanların yaşadıklarının ne kadar ağır olduğu belli ve bu yüzden süper kahramanlar için de rehabilitasyon merkezinin olması kulağa oldukça ilgi çekici bir tema olarak geliyor. Özellikle de yazarın Tom King olması hikayeyi beklememiz için başlıca bir sebep. Ancak SDCC’da yapılan Heroes In Crisis panelinde başka bir tanıdık yüz daha vardı; Dan DiDio. DiDio’nun elinin değdiği hikayelerin ne hale geldiğini biliyoruz. Kendisi panelde Wally West’in ölebileceğini ima etti. Elbette Wally’i hiç sevmediğini bildiğimiz DiDio, bunu kullanarak bir espri yapmak istemiş olabilir. Tom King ise Didio’nun söylediğini tekrarladı panelde: ”Her Crisis bir Flash’ın ölümüyle sonuçlanır.” Heroes In Crisis serisinin ana karakterlerinden birinin Wally West olacağını bildiğimizden bu ihtimal hiç olmadığı kadar aklımızda yer edindi. Wally’e kavuşalı henüz 2 yıl olmuşken ve hikayesi henüz yolun yarısına bile gelmemişken Wally’i kaybetmek isteyeceğimiz son şey. Peki her Crisis, bir Flash’ın ölümü ile mi sonuçlanır?

Elbette hayır ancak her Crisis’in en önemli parçalarından biri Flash’tır. Peki, tüm bunlar ne anlama geliyor? King’in röportajına göre, Crisis ismi tamamen reklam amaçlı ve bu fikir DiDio’ya ait. King’in vizyonuna sonuna kadar güveniyorum ancak kariyeri boyunca kendi vizyonu ile başarıya ulaşan yazarın eserine başka ellerin karışması oldukça endişe verici bir durum.

Tom King’in Ne Yazmasını İsterim?

”Ant-Man & The Wasp”

Özellikle Batman serisinde Bruce ile Selina’yı nasıl işlediğini hayranlıkla okuduğum Tom King, Modern Marvel’da kendilerine yer edinememiş ve oradan oraya sürüklenmiş Hank Pym ile Janet Van Dyne’ın karışık ilişkilerini, aşklarını ve o çok özlediğimiz ortaklıklarını bir mini seride ele almasını çok isterim. Özellikle Hank Pym’in düşmanları ile olan ilişkisinin yazarın yeni hikayesi Heroes In Crisis ile oldukça benzerlik taşıyacak olması son günlerde bu düşünceyi iyice aklıma sokmuşken.

8848d0f5064fa094dae7f217188b32fba54bebae_hq.jpg

Sıradan Dünyanın Fantastik Cadde'si!