Kategori arşivi: Yazılar

CIA’den Eisner’a: Tom King!

Image Comics karşısında, her geçen yıl güç kaybeden ana akım çizgi roman piyasası bir süredir Eisner Ödülleri’nde oldukça sessizdi. Marvel 2000’lerin sonuna sokak seviyesi kahramanları ile damga vurmuştu ancak bu durum Image Comics’in yükselişine engel olamadı. Markanın son ödülü ise 2016 yılında Jason Aaron’a gelmişti.

DC Comics’te ise durum daha vahimdi. 90’lara damga vuran şirket için yazarlık ödülleri Sandman ve Vertigo markalarına bağlı hale gelmişti. 2009 yılında Bill Willingham’ın Fables, House of Mystery ile kazandığı ‘Yılın Yazarı’ ödülüyle DC Comics, uzun süre bir sessizliğe daldı. Ta ki geçtiğimiz San Diego Comic Con’da düzenlenen Eisner Ödülleri’ne kadar.

Eisner Ödülleri, bu yıl bazı sürprizler barındırdı. Bunlardan biri ‘Yılın Yazarı Ödülü’nün Tom King ve Marjorie Liu ikilisi arasında paylaşılmasıydı. Ödülü kazanan ilk kadın yazar olan Liu, eseri Monstress ile neredeyse aday olduğu her ödülü kazandı aynı zamanda. King ise yazdığı eserlerin tamamı, ana akım DC Comics’e ait olmasıyla 1989 yılında The Killing Joke ile ödüle ulaşan Alan Moore’dan sonra bir ilki başardı. Peki güzide yazarımız, CIA İstihbarat Yazarlığı’ndan ayrıldıktan sonra geç yaşta atıldığı yazarlık kariyerinde bu büyük sıçramayı nasıl başardı?

A Once Crowded Sky (2012) grafik romanı ile yazarlık kariyerine başlayan King, bu romanla bilim kurgu ve süper kahraman piyasasına nasıl bir soluk getireceğinin ipuçlarını bize sundu. Pek çok ödül kazandığı bu romanın ardından daha önce temaslarının bulunduğu ana akım çizgi roman piyasasına ilk adımını attı.

Grayson serisi için yazarlık masasına oturan King’e seri boyunca Tim Seeley eşlik etti. Batman’den hatırlayacağınız Mikel Janin ile de ilk kez Grayson’da tanıştı. Dick Grayson’ın kahraman kimliğini (Nightwing) bırakarak Ajan 37 ismiyle gizli ajanlık yaptığı seri boyunca yazar, CIA’den gelen tecrübelerini etkileyici bir şekilde yansıttı ve Dick Grayson’a yeni bir soluk getirdi. Aynı zamanda dönemin hikayelerinden ‘Robin War’ın baş yazarıydı King.

91j86NBfSBL.jpg

Bir yıl sonra Omega Men klasik serisi karşımıza Tom King yazarlığında yepyeni bir bakış açısı ile DC You döneminde duyuruldu. Kyle Rayner’ın White Lantern’a dönüşümü sonrası DC evreninin daha önce hiç görmediğimiz diyarlarında geçirdiği macerayı ele alan Omega Men, dönemin kendine has ve etkileyici serilerinden biri olsa da DC Comics’in New 52 ile içinde bulunduğu şartlar ve çizer ekibinin vasat bir iş ortaya koyması nedeniyle değer görmedi.

Omega_Men_Vol_3_12_Textless.jpg

SDCC 2015’te Vertigo yeni bir seri duyurdu. The Sheriff of Baghdad olarak duyurulan serinin kadrosu bu yıl Mister Miracle ile bireysel ödüllerini kazanan harika ikili Tom King ve Mitch Gerads’a emanet edildi. King’in CIA ile geçirdiği Irak tecrübesini aynen yansıttığı mini bir seriydi ve King’in çizgi roman piyasasında yükselişinin önünü açtı. Serinin yayınlanmadan önce ismi değişti ve The Sheriff of Babylon olarak yayınlandı.

The Vision: Marvel’ın Son Büyük Olayı

tumblr_oqwcmdmXBx1qbqzw9o3_r1_1280.jpg

All-New, All-Different etiketiyle okuyucularını elinde tutmayı amaçlayan Marvel’ın Avengers’ın arka planda kalan elemanlarından Vision’a kendi serisini vermesi bile oldukça şaşkınlığa uğratan bir durum iken serinin yazarı DC’de farklı mini serilerde rüştünü kanıtlayan Tom King olarak açıklanmıştı. Vision’ı tamamiyle bir aile hikayesi olarak kurgulayan King, bu robot aileyi diyaloglarıyla yeri geldiğinde beklenmeyecek şekilde duygusal bir şekilde işledi. Vision ile ailesinin oldukça derin hikayesi ve Gabriel Hernández Walta’nın kusursuz sanatıyla seri, 2017 yılında Eisner Ödülleri’nde ‘En İyi Kısa Seri’ ödülünü kazandı.

Bu süreç içerisinde DC ile çalışmayı sürdüren King, Darkseid War hikayesine yazdığı “Will You Be My God?” isimli Green Lantern tek atışlık sayısıyla Lantern külliyatının en iyi sevilen hikayelerinden birini yazdı.

DC Rebirth ve King’in Batman Macerasının Başlangıcı!

Rebirth’ün ayak sesleri 2016 yılı boyunca kulağımızda oldukça yankılandı. Wondercon duyurusunda sahneye Geoff Johns’un ardından ilk olarak Tom King, ‘yeni Batman yazarı’ sıfatıyla geldi. Scott Snyder’ın beğenilen döneminin ardından, bu dev başlığı King üstlenecekti. King’in ilk uzun serisi, kısa serileri kadar büyüleyici olabilecek miydi?

tumblr_ori87q2GP01stbkjno1_1280.jpg

Tom King’in Rebirth macerası okurlarla arası çok sıcak olmadan başladı. ‘I am Gotham’ oldukça derin bir hikayeydi ancak Batman’e bakış açısı farklıydı. Okuyucuların Batman okurken beklediklerine karşılık vermiyordu. En azından, ön yargılar bu şekildeydi. Tom King ise seri boyunca çizgisini bozmadı. Batman ve Gotham’a daha önce bakılmamış bir perspektifle baktı. Batman’i duyguları olan bir insan olarak yansıttı. Batman seri boyunca ”Bunca yolun sonunda mutlu olabilir miyim?” diye sordu kendine. Batman’in mutlu olma çabası zaten okurları ikiye bölen ana olay oldu. Okuduğumuz her hikayenin sonunda yılların katılaştırdığı o adamın farklı bir yönünü gördük. Mentör olarak, baba olarak, şehrinin koruyucusu olarak ve aşık bir adam olarak izledik. En azından olma çabasını. Tom King’in amacı hikayelerinde hep aynıydı. Kısa veya uzun seriler fark etmeksizin karakterlere görülmemiş bir perspektifle yaklaşmak. Tüm zamanların en bilinen kahramanına bile bu bakışı aynen uyguladı, başarılı da oldu.

Eleştirmenlerden geçer notu alan seri, okuyucu kitlesini ise ikiye böldü. Kimi Batman’in kökenine ihanet edildiğini düşünürken kimi ise Batman’in özünün hakkının verildiğini düşünüyordu.

2016 Eisner Ödülleri’nde King, sadece The Vision ile ödülün sahibi olmadı. Batman Annual 1 ”En İyi Tek Atışlık Hikaye” ödülünü ve aynı zamanda King, ilk kez düzenlenen Ringo Çizgi Roman Ödülleri’nde ”Yılın Yazarı” ödülünü de evine götürmeyi başarmıştı.

2017-2018: Tom King Yılı

177.jpg

Jack Kirby’nin New Gods’ını elbet duymuşsunuzdur. Kimilerine göre çizgi roman efsane yazar/çizerin en büyük armağanı. Eğer New Gods’a dair ufacık bir bilginiz varsa, Mister Miracle’ı tanıyacaksınızdır. DC evreninin en özel karakterlerinden biri olan Scott Free’nin uzun zaman sonra kendi serisine kavuşması ve belki de Kirby döneminden bu yana ilk kez gerçek anlamda yansıtılacağına dair güvenimize neden olan bir şey vardı; kıyıda köşede kalan karakterlere yazdığı hikayelerle sektörde bulunduğu yeri edinen Tom King. 9. sayısı bu ay yayınlanan serinin bitmesine 3 sayı kalmışken şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki modern zamanların en iyi çizgi romanlarından biri ile karşı karşıyayız. Mitch Gerads’ın kusursuz çizimleri ile King’in bu hikayeyi anlatma yöntemi karakterler ile öyle bir uyuma sahip ki daha önce adlarını hiç duymamış olsanız bile sizi etkiliyor, güldürüyor en sonunda ise büyük bir etki bırakıyor. Kirby’e saygı duruşu yapmayı da ihmal etmiyor. Mitch Gerads ise seriyle 2018 Eisner Ödülleri’nde ”Yılın Çizeri” ödülünün sahibi oldu.

Peki Mister Miracle, 2017-2018 yılını Tom King olarak nitelendirmemizin tek nedeni mi? Tabii ki de hayır ancak aslan payı dünyanın en büyük kaçış sanatçısının serisine ait elbette.

Tom King, Bu Sene Hangi Çizgi Romanları Yazdı?

Başta yılın en güzel tek atışlık hikayelerinden biri olan Batman Annual 2’yi yazdı. Sayının ”Some Of These Days” şarkısıyla olan müthiş uyumu sayıyı çok üst bir seviyeye çıkarıyor. Annual 2 Ringo Ödülleri’nde ‘Tek Atışlık Sayı’ adaylığı kazandı.

151.jpg

Swamp Thing’in yaratıcısı Len Wein’in üzerinde çalıştığı ancak kendisinin vefat etmesi sonrası yazısız yayınlanan Swamp Thing Winter Special’a Jason Fabok’un çizimleriyle mini bir hikaye yazdı.

183.jpg

DC Comics ile Hanna Barbara’nın birleşmelerinden bir tanesi olan Batman/Elmer Fudd özel sayısını yazdı. Sayı Eisner ve Ringo adaylıkları kazandı.

tumblr_orrg51L9zB1qzkltpo1_1280.jpg

Action Comics’in 1000. sayısı için sevilen bir mini hikaye yazdı.

tumblr_p58j05pxYi1ub18gfo4_r1_1280.jpg

Yazarın Sonraki Projesi

Heroes-In-Crisis-Cv1-mockup-720x1107.jpg

Heroes In Crisis önümüzdeki günlerde yayınlanacak ve biz, hem heyecanlı hem de endişeliyiz. Süper kahramanların yaşadıklarının ne kadar ağır olduğu belli ve bu yüzden süper kahramanlar için de rehabilitasyon merkezinin olması kulağa oldukça ilgi çekici bir tema olarak geliyor. Özellikle de yazarın Tom King olması hikayeyi beklememiz için başlıca bir sebep. Ancak SDCC’da yapılan Heroes In Crisis panelinde başka bir tanıdık yüz daha vardı; Dan DiDio. DiDio’nun elinin değdiği hikayelerin ne hale geldiğini biliyoruz. Kendisi panelde Wally West’in ölebileceğini ima etti. Elbette Wally’i hiç sevmediğini bildiğimiz DiDio, bunu kullanarak bir espri yapmak istemiş olabilir. Tom King ise Didio’nun söylediğini tekrarladı panelde: ”Her Crisis bir Flash’ın ölümüyle sonuçlanır.” Heroes In Crisis serisinin ana karakterlerinden birinin Wally West olacağını bildiğimizden bu ihtimal hiç olmadığı kadar aklımızda yer edindi. Wally’e kavuşalı henüz 2 yıl olmuşken ve hikayesi henüz yolun yarısına bile gelmemişken Wally’i kaybetmek isteyeceğimiz son şey. Peki her Crisis, bir Flash’ın ölümü ile mi sonuçlanır?

Elbette hayır ancak her Crisis’in en önemli parçalarından biri Flash’tır. Peki, tüm bunlar ne anlama geliyor? King’in röportajına göre, Crisis ismi tamamen reklam amaçlı ve bu fikir DiDio’ya ait. King’in vizyonuna sonuna kadar güveniyorum ancak kariyeri boyunca kendi vizyonu ile başarıya ulaşan yazarın eserine başka ellerin karışması oldukça endişe verici bir durum.

Tom King’in Ne Yazmasını İsterim?

”Ant-Man & The Wasp”

Özellikle Batman serisinde Bruce ile Selina’yı nasıl işlediğini hayranlıkla okuduğum Tom King, Modern Marvel’da kendilerine yer edinememiş ve oradan oraya sürüklenmiş Hank Pym ile Janet Van Dyne’ın karışık ilişkilerini, aşklarını ve o çok özlediğimiz ortaklıklarını bir mini seride ele almasını çok isterim. Özellikle Hank Pym’in düşmanları ile olan ilişkisinin yazarın yeni hikayesi Heroes In Crisis ile oldukça benzerlik taşıyacak olması son günlerde bu düşünceyi iyice aklıma sokmuşken.

8848d0f5064fa094dae7f217188b32fba54bebae_hq.jpg

Reklamlar

Kanalı, Konusu ve Kadrosu İle Umut Veren Bir Dizi Geliyor: Watchmen!

Watchmen, karizmatik poz merakında koşan bir yönetmen ile ana akım evren serilerinin satış rakamlarını arttırmak için kaleme alan bir yazarın vizyonundan çok daha öte bir çizgi roman. 12 sayılık bir sanat eseri, bir farkındalık. Haliyle Alan Moore, böyle bir eserin pop kültürün bir parçası haline gelmesini istemedi. Yoksa artık dünyaya verilen mesaj değil, karakterlerin karizması konuşulur. Ki öyle de oldu.

Dizinin başındaki isim Damon Lindelof’ün Alan Moore ile bizlerden özür dilediği ve dizi ile ilgili vizyonunu aktardığı mektup sonrası tavrım kızgınlıktan merak duygusuna doğru evrilmişti. Lindelof, bu durumun son derece farkında ancak ticarette arz & talep ilişkisi bu kadar ince duygular üzerinde çalışmıyor. Kendisinin yayınladığı mektup ile sızan set fotoğraflarından ‘Bari bu işi bana verin, etliğe sütlüğe buluşmadan iyi bir hikaye anlatayım’ kafasında olduğu aşikar. Bu da benim için doğru olan yol.

” Sevgili Watchmen hayranları,

Merhaba. Benim adım Damon Lindelof ve ben bir yazarım. Aynı zamanda ben, sizlerin sevdiği bir şeyi kirleten vicdansız bir piçim.

Ama bunlar olduğum tek şey değil.

12 yaşındayım ve ilk 2 sayıyı (Watchmen) babamdan teslim alıyorum. Bana ‘henüz bunun için hazır değilsin’ diyor gözünde büyüyen yaramaz bir parıltıyla. Annem ile babam, yakın zaman önce boşandı ve o serseri evden gitmişti, ben ise yatağımdaydım ve el feneri ile sayfaları aydınlatıyordum. Tekrar ve tekrar Comedian’ın düşüşünü izliyordum. İhtiyar yanılmıştı, bunun için hazırdım çünkü bu sadece benim için yazılmıştı.

38 yaşındayım, adamın biri bana Watchmen’i televizyona uyarlama fırsatını teklif ediyor. Film uyarlaması ise daha bir sene önce çıkmış durumda ama önemli değil. Ona, ilgi duymadığımı ve uyuyan köpekleri yattıkları yerde bırakmasını, bir araba lastiğinin ise üstlerinden geçmesini söyledim ama göndermeyi anlamadı.

Babamın tekerlekli sandalyeli bir adam ile pazarlığını izliyorum. 15 yaşındayım ve New York’ta bir çizgi roman alanındayız. Bir çizgi roman ortamına katılmadan önce bu durum, başka biriyle cinsel ilişkiye girmek isteyen birisinin çekinerek itiraf edeceği bir şeydi. Ben kesinlikle başka birisiyle seks yapmak isterim. Babam nihayet tüccarı sinema filmi olacak otantik Wacthmen senaryosunu 30 dolara satmaya ikna ediyor! O, senaryoyu okuyor. Özgürlük Heykeli’nde teröristler ile kapışıyorlar. Bir şeyler yanlış. İhtiyarın kaşı, metni hayal kırıklığı ve öfkenin karışımı içerisinde tarıyor. Noel Baba’nın bu sene ona hediye getirmediğini ve sonra evi soyup ailesini dövdüğünü söylenen bir çocuk gibi. ‘Bu ne lan böyle?’ diye mırıldanıyor babam. İlk kez benim önümde küfür ediyor o gün.

Başka bir adam bana Watchmen’i televizyona uyarlama fırsatı sunuyor. 40 yaşındayım artık. Ona bir yıl önce başka birisinin bunu bana teklif ettiğini söyledim ve reddettim. Bana neden hayır dediğimi soruyor. Ona Alan Moore’un, Watchmen’i özel bir ortam için yazdığını ve bu ortamın çizgi romanlar olduğunu, bunun hareketli resimlere dönüşecek olmasının çizgi romanı harap edeceğini söyledim. Ve adam bir süre durduktan sonra bana şunu söyledi: ”Alan Moore da kim?”

23 yaşındayım ve Los Angeles’ta yaşıyorum. Babam bana Watchmen’i doğum günü hediyesi olarak vermek için New Jersey’den uçuyor. Bana, yayıncının karakterlerin haklarını elinde tutma şeklinin bu olduğunu açıklıyor. Bana Dan, Adrian, Jon, Walter ve Laurie’nin onlara asla özgürlük vermeyecek bir Feodal Lord için çalıştığını söylüyor.  Babam sarhoştan biraz daha fazlası. Daha çok, bana yeni sürümü alan bir ikiyüzlü. ‘Biliyorum, biliyorum…’ diyor bana kalın lenslerin arkasına gizlenen muzip bir ışıltıyla. ‘Ama o kadar sağlam ki.”

Bu, Damon Lindelof’un yazdığı 5 sayfalık mektubun ilk sayfası. Watchmen’in hayatındaki yeri sadece yazarlığını yaptığı bir projeden çok daha fazlası olduğu aşikar. Alan Moore’un eserine olan duyarlılığın yanı sıra babası ile olan anılarının da baş unsurlarından bir tanesi bu 12 sayılık eser.

Mektubun devamında Alan Moore’a bir mektup yazdığından bahsediyor Lindelof. Alan Moore ise tutarlı tavrını devam ettirerek bu projeden hoşnut olmadığını belirtiyor. ‘Watchmen dokunulmaz bir külliyat’ ile ‘Alan Moore ve Dave Gibbons’ın on iki sayısını uyarlamayacağız’ cümleleri mektubun ve dizinin ana temasını ifade ediyor aslında.

Mektup içerisinde inişleri ve çıkışları var Lindelof’un. Hayranlık tanımına Jack Kirby’nin Marvel ile yaşadıkları üzerinden eleştiri getiriyor yer yer. Daha sonra düzeltiyor bunu, ardından ‘Gerçek hayranlar’ olarak tanımladığı kitlenin gönlünü almaya çalışıyor. Devamında başta Geoff Johns olmak üzere birçok ismin kendisine destek olduğundan bahsediyor ve mektubu ‘saygılı bir kibir’ ile bitiriyor.

Gelen set fotoğraflarından anladığımız, olanlar olmuş, modern dünya yaşananların etkisi doğrultusunda yeni hikayeler doğuracağı yönünde. Dizi için hazırlanan bir gazete başlığında Adrian Veidt’in (Ozymandias) öldüğünü okuyoruz.

4ac976ae542494d164f895f8108873e709bfd8fa.JPG

Milyonlarca insan hayatını kaybetmiş, Rorschach tek bir hareket ile toz edilmiş, Manhattan gezegeni terk etmiş ve her şeyin başı, Adrian Veidt’ın ise bedeninin daha yeni soğuduğu bir evren olacak karşımızda. Bu evren ise, hikayenin özü gibi politik tartışmalar ile besleyecek bizleri.

Psikolojik-Gerilim unsurlarının dizi içerisinde bolca yer alacağını düşünüyorum. Manhattan’ın gezegeni terk etmesinin üzerinden uzun zaman geçen bir ortamda, başta medya olmak üzere herkes bu durumdan yararlanmak isteyecek ve ‘geri dönecek mi?’ endişesi toplumu etkileyecektir. Sızan set görsellerinde bir durak üzerinde ‘Amerikan Kahramanı: Minutemen’ asılı bir afiş asılı. Dönemin kahraman grubu, halk tarafından oldukça benimsenmiş durumda.

764c985caba880ec85736e19dddd2f3ae2489dcd_1_666x500.jpg

Rorschach maskeli ‘kişiler’ görüyoruz. En azından ben öyle görmek istiyorum. Minutemen, Manhattan ve Veidt dışında Rorschach da bahsettiğim ‘benimsenme’ durumundan payını alacaktır. Özellikle aksiyon kısmında.

Dizinin kadrosunda Yahya Abdul Mateen (Aquaman), Jamal Akakpo (Galveston), Frances Fisher (Titanic) ve Joshua Allen (Hunger Games) gibi tanıdık yüzlerin yanı sıra Jeremy Irons (Reversal of Fortune), Andrew Howard (Limitless) ve Don Johnson (Miami Vice) gibi birçok ödül almış isim bulunuyor. Pilot bölümün yönetmeni ise American Crime, Castle Rock ve Westworld gibi birçok dizide yer almış olan Nikki Kassell. Kadro sağlam.

Dex_4rZXkAEUwrO.jpg

Eylül ayından bu yana süren çekimlerden yakında bir şeyler görebileceğiz gibi görünüyor. HBO Programı Başkanı Casey Bloys: ”Çok ama çok umutluyum. Damon olağanüstü bir senaryo yazdı ve Nikki Kassell şovda inanılmaz bir iş çıkardı. Sanırım birkaç hafta içinde göreceğiz.”

Yazının başında dediğim gibi, sinirden çok bir merak duygusu var içimde. Bu duyguyu getiren Lost dizisini ortaya çıkaran Lindelof’un projede yer alacak olması değil. Dolaylı olarak öyle aslında, ama neyse. Sektörde bu işe en kaliteli içerikleri sunan HBO, oyuncu kadrosu, yapılan açıklamalar ve sızan set görselleri bu diziye merak duygumun alevlenmesini sağlayan şeyler. Alan Moore ile Dave Gibbons’ın 12 sayılık muhteşem eserine dair bir şeyler görmek istemem zaten bütün bunların temeli.

Siz ne diyorsunuz, diziye karşı beklentileriniz ne seviyede?

Titans Fragmanı Geldi, Moraller Bozuk!

San Diego Comic Con 2018 bugün itibariyle başladı. İlk günden elimize düşen fragman DC Universe platformunda yayınlanacak Titans dizisinden geldi… Keşke izlediğimiz şeyin Titans hissine sahip olduğunu size söyleyebilseydik.

Tükettiğimiz Titans ve Teen Titans içeriğinden beklememiz gereken bazı detaylar vardır ki bunlar Titans’ı 50 yılı aşkın süredir marka haline getiren değerleri içinde barındırır. Fragman ise bu değerlere doğrudan karşı çıkarak bir yere varma iddiası taşıyor.

DieolKqX4AANJ3Z.jpg

Titans’tan beklenen renkli ve aydınlık bir havadır. En zor zamanlarda bile pozitif bir şekilde mücadele eden, içlerinde yaşadıkları derin sıkıntıları başka birisine yansıtmayan, bir grup gencin aile olarak tüm bu sorunları aşması orijinal ekipten tutun Damian’ın Teen Titans’ına kadar Titans hissini – ‘Titans Together!’ – yaratan ana unsurların başında gelir 84 yılında yayınlanan ikonik Judas hikayesinde bile yeri geldiğinde espriler havada uçuşur. Ekipte önce Kid Flash, o ayrıldıktan sonra ise Beast Boy başta olmak üzere pek çok karakter doğrudan pozitif karakterler olarak öne çıkar. Superman’i her zaman akıl hocası olarak gören bir ekipten de beklenen bu umut dolu ve neşeli hava değil midir zaten? Ancak fragman bize bir avuç ergenin hayat dramasını uyumsuz bir şarkı eşliğinde veriyor. Özellikle Dick Grayson üzerinde yaratılan hava karakteri biraz olsun tanıyan herkes için oldukça rahatsız edici.

Seçilen ekip, 60 yıllık süre içerisinde 50’ye yaklaşan üyeye sahip olan dev bir oluşum. Ne olursa olsun her zaman orijinal beşli olan Robin, Kid Flash, Wonder Girl, Speedy ve Aqualad’in gölgesini ve değerlerini üzerinde taşır. Robin ve Raven üzerinden kurulacak olan bu ekip, orijinal 5’li doğrudan Robin dışında yok sayılacağından dolayı bu ekibin değerleri de sekteye uğrayacak. Hatta uğradığını çoktan görmedik mi?

DifI-LQUwAA1nx8.jpg

Dick Grayson, 78 yıldır aramızda bulunan ilk göz ağrımız Robin’imiz. 30 yılı aşkın süredir ise Nightwing olarak tanıdığımız Richard Grayson’ı tek kelimeyle tanımlayacak olursak bu kesinlikle neşe olurdu. Evet, Dick’in Nightwing’e dönüşüm süreci onun acısından oldukça zor bir süreçti ancak Dick bu süreç içerisinde her zaman ustası Batman’e olan sevgisinden ödün vermedi. O, ikonik tokat sahnesinden sonra bile… Dick Grayson nasıl insan öldürecek bir motivasyona sahip olur anlamak mümkün değil.

Starfire, DC Evreni’nin en güzel kadınlarından birisi olarak kabul görür. Turucu tenli Tamaran’lı prensesimiz Koriand’r’ı doğrudan tanımlayan dış özellikleri oldukça diri ve kıvrımlı olan fiziği ve upuzun dolgun saçlarıdır. Ancak Anna Diop’un vücudunun tamamının turuncu olması gerekirken makyajdan kaçılmasının mantıklı bir nedeni şu an için yok. Bunun dışında, kendisine uygulanan efekt biraz olsun umut verici. Güçlerini keşfederken bir insanı yakması aşırı klişe ve karakterin kişiliğini sıradan bir hale getiren bir durum.

DifI-LQVQAEM5UF.jpg

Tüm bunları geride bırakıp, izlediğimizin bir Titans fragmanı olduğunu göz ardı edersek karşımıza bu sefer fragmanın özensiz bir fragman olduğu gerçeği çıkıyor. Fragman kesik bir şekilde ilerliyor ve kullanılan müzik ekranda oynatılan ile herhangi bir uyuma sahip değil.

Karşımızda Titans olma iddiasını yerine getirmekten oldukça uzak bir fragman var. Fragmanın diziye dair oluşturduğu beklentilere gelirsek, diziye harcayacağımız vakitle 200 sayıyı aşan Wolfman’in Teen Titans, The New Teen Titans ve New Titans serilerini okumak veya Young Justice’in üçüncü sezonu gelmeden tekrar izlemek bana çok daha makul geliyor.

Dizinin bizi yanıltması dileğiyle.

Önümüzdeki Ay Fantastic Four Dönüyor ve Biz Çok Heyecanlıyız!

Farkında mısınız bilmiyorum ama 2015’te Marvel Comics resmen evrenin fişini çekmişti. En azından ana evreni olan Earth 616 ve Brian Michael Bendis’in kendi eseri olan Ultimate Evreni için geçerliydi bu durum.

2015’te Evrenin Fişini Çeken Şey Neydi?

Secret Wars

Hayır. Bahsettiğim, 1984’te yayınlanan ve Fantastic Four, X-Men ve Spider-Man ile Avengers’ı bir araya getiren Secret Wars ya da bir yıl sonrasında Beyonder ekseninde gerçekleşen ve işlediği derin konusunu tüm ana serilere dağılan Secret Wars II değil. Jonathan Hickman’ın kariyerinin son büyük bombası, isminin ağlırlığından da anlaşılabileceği üzere Secret Wars.

Fantastic Four’u Jonathan Hickman‘ın ustalık eseri olarak kabul edebiliriz. Reed Richards ve Dr. Doom ile Secret Wars’ın temellerini attı. Ardından ise yazdığı Avengers ve New Avengers serileriyle tam anlamıyla hazırlığını tamamlandı. Başta Reed Richards ve Dr. Doom olmak üzere kimse evrenlerin çarpışmasına engel olamadı. Bundan sonra yazacaklarımın spoiler olacağını belirterek odak noktamızı Secret Wars’ın sonuna taşımak istiyorum. Devamında okuyacağınız kısım Secret Wars’tan spoiler içerecektir.

RCO036_1468665270

Reed Richards ve Susan Storm, Franklin ve Valeria ile birlikte evrenin ücra köşelerinde yeni oluşan evrenin bir nevi koruyuculuğunu yapmaya terk edildi. Marvel Comics’in çok uzun yıllar bayrağını gururla taşıyan başta efsane yazar John Byrne’ın serisi olmak üzere Marvel’ı Marvel yapan serilerin başında gelen markaydı 55 yılı aşkın Fantastic Four.

90’ların sonu 2000’lerin başında Marvel Comics iflasın eşiğindeyken alınan bir kararla hakları tıpkı diğer iki büyük marka olan X-Men ve Spider-Man gibi farklı film şirketlerine satıldı. Bu hamle, şirketi yaklaşık 8 yıllık bir süre daha ayakta tuttuysa da sonunda Marvel Comics eğlence şirketi Walt Disney’e satıldı. Şirketin kapalı kapılarının ardında Disney’in haklarına sahip olmadığı Fantastic Four ve X-Men serilerini değersizleştirme kararı alındı. En azından görünen bu yönde.

Fantastic Four ile özdeşleşmiş bir yazar olan Jonathan Hickman ekibini en asil şekilde uğurladı. 2017’de Marvel Legacy’nin tek atışlık sayılarına kadar ne Reed ve Susan’dan ne de Franklin ve Valeria’dan haber alınamadı.

Bu 3 yıllık Süreçte Ne Oldu?

Marvel Comics, tarihinin en verimsiz dönemlerinden birini geçirdi. 2015 yılının sonunda herkes ana akım çizgi roman sektörünün kendi sonuna yaklaştığına inanıyordu. Marvel tarafında Ms. Marvel gibi yazarı sayesinde başarıya ulaşan seriler dışındaki seriler satış olarak beklentinin uzağındaydı. Avengers ekibinin ‘Politik Doğruculuk’ politikasından nasibini alması sonucu yeni elemanlarla bir ekip kurulmuş, ana Avengers ekibi oradan oraya sürüklenmişti. X-Men’in kendisine ait bir dergisi bile yoktu. Inhumans yerlerini alacak şekilde pazarlanıyordu. Fantastic Four’dan geriye kalan Johnny Storm ve Ben Grimm idi. Ben Grimm, Avengers’a katılırken, Johnny Inhumans Ailesi’nde gereksiz bir aşk üçgeninin ortasındaydı. Bu dönemin başarısızlıkları Marvel Comics ekibinin yazar ekibinden çok değerli yazarlar kaybetmesine sebep oldu.

Okuyucusunun tepkisini çeken bir diğer diğer firma ise DC Comics idi. New 52 ile yeni okuyucular elde etse de kemik kitlesini kızdıran DC Comics, Geoff Johns’un yazarlığında okuyucular tarafından 5 yıl boyunca yoğun ısrarlar sonucu kurtarılan Wally West’i kullanarak DC Universe Rebirth ile yeni bir başlangıcın temelini attı.

tumblr_p9vq7obRHw1stbkjno9_1280.jpg

Hedef belliydi. Özümüze dönüyoruz diye haykırıyordu dönemin DC Entertainment Başkanı Diane Nelson. Rebirth ile birlikte karakterlere bakış açılarını derinleştiren şirket, hem eski kemik okuyucusunun gönlünü aldı hem de New 52 ile elde ettiği genç kitleyi elinde tuttu.

En büyük rakibinin bu başarısı Marvel Comics tarafında yenilenme hamlelerine sebep oldu. All-Different gibi hamleler sorunun kaynağından bihaber olunduğu için yine istenilen başarıya ulaşmadı. Hayranların isteği belliydi. X-Men ve Fantastic Four geri dönmeliydi!

Marvel, Yeni Bir Seri Duyurdu; X-Men vs Inhumans!

Hayranlar bu hamlenin X-Men’i Terrigen Bulutları’nda boğarak kökünü kurutmak olacağını düşündü ki tepkiler yine çığ gibi büyüdü o sıralar. Nihayetinde hikayenin sonunda X-Men ekibi 3 yeni ana seri (X-Men Blue, X-Men Gold, Astonishing X-Men) ve pek çok yan seri elde etti. Nihayetinde X-Men ekibi hak ettiği öneme kavuştu.

Fantastic Four Ekibi İçin Bu Yol Biraz Daha Uzun Sürecekti

Marvel Legacy sayısının sonlarına yaklaşırken önce bir ses duyduk. Evrenin uçsuz bucaksız köşelerinde evini arıyan bir kız çocuğunun sesini, evrenin en zeki kızının sesini. Valeria Richards’ın sesini. Franklin ile ikisini birlikte görmemiz bir Fantastic Four göndermesi olarak sayıyı kalp atışlarıyla bitirmeme neden oldu benim. Çocukları ne kadar özlediğimi hatırlattı. Aynı zamanda Reed ve Susan’ı da öyle.

Sayıda aynı zamanda Ben ve Johnny’nin bir araya geldiklerini ve Fantastic Four’a yapılan kısa bir saygı duruşunu gördük. Two-In-One’ın ayak sesleriydi bu paneller.

4202672-2743889220-31675.jpg

Marvel, eski serilerinden Two-In-One’ı dirilterek Fantastic Four ailesinin iki üyesi Johhny Storm ve Ben Grimm’i başarılı yazar Chip Zdarsky‘nin yazarlığında bir araya getirdi. Secret Wars’ın ana nedeni olan Dr. Doom da bu arayış hikayesinde onlara katıldı. Amaç belliydi: Reed, Susan ve çocukları bulmak. Sızan duyumlar Fantastic Four dergisinin kaderinin Two-In-One’ın satışlarına bağlı olduğu yönündeydi. Aylık satışlarda ilk 10’a giren Two-In-One, Fantastic Four’un gelişini haykırıyordu adeta! Ben, Johnny ve Doom’un ne kadar yaklaştıklarını gördükçe heyecanımız katlanıyordu. Ve bir gece bir geri sayım başladı!

  • Önce Marvel’ın ilk göz ağrısı Uncanny X-Man’in Uncanny’si geldi.
  • İki numarayı mahallemizin sevimli dostu Spider-Man aldı.
  • Üç numara beklendiği gibi Thor oldu ve 4. anons geldi.
  • Ve son anons; Fantastic Four!

Unutulmamalı ki Fantastic Four çizgi roman okurlarının elinde doğdu. Bir markaya dönüştü ve şimdi yine çizgi roman okurlarının emeğiyle yeniden doğacak. Sizce de bu çok büyüleyici bir olay değil mi?

Fantastic Four serisi 10 yıldır Amazing Spider-Man’i yazan Dan Slott’a ve deneyimli çizer Sara Picelli‘ye emanet edildi. Two-In-One’ın bitimiyle Fantastic Four’a 3 yılın sonunda Ağustos ayında kavuşmuş olacağız. Artık haftaları sayıyoruz. Peki, siz Marvel’ın ilk ailesinin hak ettiği arenaya dönüşüne bizim kadar heyecanlı mısınız?

Son olarak, ‘ben Ağustos’a kadar bekleyemem’ diyorsanız, önümüzdeki hafta True Believers etiketi altında yayınlanacak olan kült Fantastic Four sayılarını 1 dolara satın alabilirsiniz!

Bize Bu İnanılmaz Karakteri Verdiğiniz İçin Teşekkürler Bill Finger ve Bob Kane!

Bir çocuğun ailesini kaybetmesinin etkisiyle giriştiği bu kutsal adalet görevi sadece Gotham’a değil, bütün dünya için bir hediye haline gelir!

129.jpg

Öncelikle bu efsane karakterin yaratıcılarından bahsedelim. Bill Finger ve huysuz Bob Kane.

Bir gün ‘Birdman’ adında ve kırmızı kostümlü bir karakter yaratma fikri ile Bill Finger’ın yanına gelir Bob Kane. Fikir babası her ne kadar o olsa da Bill Finger, Batman adını tavsiye eden, yarasa temasını, Bruce Wayne adını, Batman’i bir dedektif haline getirmeyi, Gotham’ı ve James Gordon’ı yaratmayı öneren kişidir. Her ne kadar Bob Kane özür dilese de Bill Finger’ın adı hep geri planda kalmıştır. Aynı zamanda Bill Finger, Bob Kane’in Robin, Catwoman, Penguin, Two-Face ve Riddler’ı oluşturma sürecinde önemli ve kimi zaman daha fazla rol almış, Bob Kane’in Joker’in ilk ortaya çıktığı sayıda öldürme fikrinin önüne geçmiştir. Yani bize sadece Batman gibi bir ‘hayat felsefesi’ değil, etkisini sonsuza dek sürdürecek bir çizgi roman dünyası vermiştir.

AzIyg5SCUAABfrf.jpg

Aralarında her ne yaşandıysa da Bob Kane ve Bill Finger ışıklar içinde uyusun. Belki Batman’i ne şartlar altında oluşturdular, ne kadar para aldılar bunu tam olarak öğrenemeyeceğiz ancak ne kadar minnettar olsak az.

Karaktere sadece adını vermedi bu iki isim. Ona bir amaç, bir dünya ve en önemlisi prensip ve ruh verdi. Yıllar içerisinde çok iyi yazarların Batman’i kaleme alması, en usta çizerler tarafından hayat verilmesi de bugün olan Batman efsanesini ortaya çıkardı. Buna diğer karakterler de çok güzel bir şekilde eşlik etti.

2ced4ac978425da16c493d184bda9556.jpg

Savunduğu ilkeler bir yana hayata bakış açısıyla da her zaman diğer karakterlerden farklı bir yerde durdu. Bu genç adamın görevi kadar kutsal bir prensibi de vardı; Asla öldürme!

Bob Kane ve birçok isim, Batman’i ilham verici bir kahraman olarak değil, karakteri kendi ailesini elinden alan katillerden farkı olmayan bir cezalandırıcı şeklinde sunmayı tercih etse de, 1942’de bu büyük yanılgıdan dönülmüş, Batman adaletin peşinde koşan ve bunu yaşadığı gölge içerisinde parlayarak yapan bir simge haline gelmeye başladı.

Bunun arkasındaki neden vicdan rahatlatmak değil. Disiplinli ve sert kurallar alan birisi olmasına rağmen insanlığın en naif unsurlarını da içinde barındırır Batman. Alınan her canın sadece ruhunu kaybettiğini değil, hatalarının bedelini ödeme şansını da kaybettiğine inanır. Her yaşamın doğruya ulaşma potansiyeli, bireylerin kırmızı çizgileri vardır. Joker’in bile kefaret hakkı olduğuna inanan bu kahraman, evrenin en insan olabilmiş kişisidir aslında.

Gözünün önünde son nefesini vermek üzere olan bir canı ölüme terk edebilecek kadar katılaştırılmış veya kaynak materyali en az kendisi kadar yanlış anlamış yazarların peşinden giden yönetmenlerin, benliğini fırlatıp atacak basit bir popüler kültür unsurundan çok daha fazlasıdır Batman.

d1zo7gywsaahwfi

Bruce, bir baba gibi gördüğü vefalı dostu Alfred Pennyworth ile başladığı ve türlü zorluklar yaşadığı bu görevde, yıllar içerisinde tek kalmak istemez. Alfred’in tüm o anlam dolu ve umut parçacıkları barındıran tavırları Batman’in bir tarafının hep umut dolu olmasına ve ayakta kalmasına yardımcı olsa da çeşitli nedenler ile kostümü bırakması gerekeceği zaman, bu mirası taşıyacak insanların olması gerektiğini de bilir. Çünkü Batman bir kişi değil, semboldür. Masumu kurtaran, suçluyu ise yargı karşısına çıkararak topluma kazandırmayı amaçlayan bir sembol.

”Batman’in bu kutsal görevine asker olarak başlamış olabiliriz. Fakat daha sonra başka bir şey olduk, umulanın çok ötesinde bir şey. Ordu olarak başladık, aile olmayı seçtik. Ve eğer bizim için umut varsa, geri kalan herkes için umut vardır.” – Jason Todd

D2vtd8PXQAAWiUE

Her Filme Lazım Yönetmen: Chris McKay!

Bir yönetmen düşünün; takipçileri ile yapacağı film hakkında konuşsun, sorular sorsun ve onların isteklerini kabul etsin. Hatta bunu bir adım öteye taşıyarak Dick Grayson rolüne nasıl bir oyuncu istediklerini takipçilerine sorsun.

İşte Bu Yiğit Nightwing Yönetmeni CHRIS McKAY!

Kendisi 2014 Lego, 2017 yapımı Lego Batman’in yönetmeni. İlk olarak Lego filmiyle 469 milyon dolar gibi büyük bir başarı sağladı. Ardından bu başarısı onu Lego Batman’e taşıdı. Burada 311 milyon dolar hasılat elde ettirdi ve film çok sevildi. Bu iki inanılmaz başarısı ona daha büyük bir kapıyı açtı; DC Sinematik Evreni’nde yönetmenlik. Resmen tırnakları ile kazıyarak geldiği bu noktada Nightwing filmini ve güvenimizi kazandı.

tumblr_og6k50YsH01rpb83ho3_500.gif

Geçtiğimiz haftalarda Chris McKay, 14 Şubat Sevgililer Günü’nde film hakkında bir takım gelişmelerin olacağını söylemişti. Daha önceki açıklamalarından acele etmediğini, ince eleyip sık dokuduğunu ve hatta Warner Bros’un filmi bir an önce vizyona sokma talebini reddettiğini biliyoruz. San Diego Comic Con’da açıklanan filmler arasında yer almama sebebi de buydu zaten.

Mümkün olduğu kadar az CGI kullanılacağı açıklaması aklımıza geldikçe mutlu oluyoruz. Siz de olun.

288238.jpeg

Dün ise sevgili yönetmenimiz bir açıklama yaptı. Eğer şu sıralar ‘cast’ haberi bekleyen varsa hiç beklemesin, yönetmen bu konuda da çok titiz davranıyor.

”Nightwing senaryosu çok yakında tamamlanacak. Bu uzun bir süreç olacak, o yüzden yakın bir zamanda cast haberi beklemeyin. Bu işe çok zaman ayırıyoruz. Geoff Johns, DC ve Warner Bros’dan büyük şeyler bekleyin. Önümüzde heyecan verici bir yıl var.”

Bu açıklamadan sonra filme olan beklentim %200 arttı. Yönetmen ne kadar sabırlı ve emin adımlarla yürüdüğünü bir kez daha gösterdi. Umarım Warner Bros’un beyaz yakalı abileri Chris McKay’in yaptığı esere karışmaz. Zaten böyle prensipli ve işini özenle yapan birisi kimsenin karışmasına müsaade etmez.

 

 

DC Comics’in Büyük Olayı Doomsday Clock Nedir?

Eylül’ün gelişi öğrenci olanlarımıza her ne kadar lise veya üniversite’yi hatırlatsa da bunun yanında muhteşem Kasım’a sadece 2 ayın kaldığını da görmemezlik yapmamalıyız. Neden muhteşem Kasım diyorum çünkü Justice League’in haricinde bir de DC’nin büyük hikayesi Doomsday Clock’a bu ay da kavuşacağız. Peki tam olarak bu geri sayım ne için? İşte bu sorunun cevabı yazıda.

Öncelikle Doomsday Clock bir Geoff Johns hikayesi, çizerleri Gary Frank ve Brad Anderson. Geoff Johns hikaye için özellikle Gary Frank’i istemiş çünkü onun dışında kimsenin hikayeyi daha iyi çizemeyeceğini düşünmüş. Johns’un kendi sözlerine göre bu hikayeyi Rebirth başladığında planlamış ve üstüne düşünülen 6 ayın sonunda yapmaya karar vermiş. Action Comics’de yer almasını istemediğinden dolayı da doğru zamanı beklediğini söylüyor Johns.

001.jpg    002.jpg

Hikayenin bu kadar büyük etki yaratmasının sebebi DC’nin efsanesi Watchmen’in evrene bu hikayede katılacak olması. Aslında yaklaşık 1 yıl önce başlayan Rebirth serilerinde Watchmen bağlantısı sürekli bize göz kırpıyordu. Sonra Batman ve Flash’ın 22. sayılarında bir crossover gerçekleşti ve The Button hikayesini okuduk.

Geoff Johns bu hikayenin çok daha farklı olacağını, kısa seriler veya tek sayılık hikayeler gibi şeyler barındırmayacağını açıklamıştı.

“Şu ana kadar yazdığım en epik, en kişisel ve fazlasıyla insanın aklını karıştıracak bir hikaye olacak.”

Açıklamasında bulunan Geoff Johns, Doomsday Clock’da Dr. Manhattan’ın Rebirth’de neden böyle davrandığını anlayacağımızı söylüyor. Evrenleri nasıl manipüle ettiğini öğreneceğimiz Dr. Manhattan’ın karşısında da tabi ki Superman duracak. Bu karşılaşmanın fiziksel olmayacağını daha çok ideoloji ve fikirler ile gerçekleşeceğini belirtiyor Johns. Kesinlikle Watchmen karakterleri ile DC kahramanlarını karşı karşıya getirmeyeceğini belirtmişti zaten. Ayrıca Johns Superman konusunda özellikle vurgu yapıyor, burada ki Superman, Action Comics’teki Superman değil.

Geçmişte olmuş ve gelecekte olan her şeyi etkilemenin yanında Geoff Johns “Doomsday Clock DC’nin ruhuna dokunacak.” diyor. Justice League’den bazı karakterleri de göreceğiz fakat hikaye kesinlikle Superman ve Dr.Manhattan odaklı olacak.

aHR0cDovL3d3dy5uZXdzYXJhbWEuY29tL2ltYWdlcy9pLzAwMC8yMDcvNDU1L29yaWdpbmFsL1RERENMT0NLcjIuZ2lmPzE1MDQxMTQ4MzM=.gif

Gördüğünüz gibi Doomsday Clock evrene büyük bir etki ile dokunmanın yanı sıra Rebirth’ün de temellerini, sırlarını gösterecek bize. Açıklamalardan anladığım kadarıyla New 52 ve Rebirth gibi bir yarı sıfırlama olmayacak. Flashpoint ve Crisis on Infinity Earths gibi temelden değişiklikler göreceğiz. Bazı karakterler ölebilir veya daha güçlü çıkabilir bu hikayeden. Geoff Johns’un heyecanı adeta cümlelerinden belli oluyor ve bize de geçiyor.

Doomsday Clock’dan Batman, Rorschach’ın günlüğünü okurken.

DI9mKo7XgAArBYd.jpg

Ayrıca Geoff Johns bugün Twitter hesabından yaptığı açıklama ile New York Comic Con’da yer alacağını ve hikaye hakkında bazı detaylar vereceğini söyledi. 12 sayıdan oluşacak Doomsday Clock’ın ilk sayısı 22 Kasım’da yayınlanacak. İncelemesi ise ilk yine biz de olacak.